İlaç endüstrisi için sürdürülebilir seçenekler sunan yenilik
Aluflexpack şirketi, ambalajlama sektörü için öncelikli olarak ilaç endüstrisinde kullanılacak ancak kendisine de daha geniş bir kapsamda uygulama alanı bulabilecek yeni farmasötik bir blister ambalaj geliştirdiğini duyurdu.
Şirket tarafından yapılan açıklamada, tamamen lake alüminyum kullanılarak üretilen 4∞ Form ürününün, öncelik olarak ilaç endüstrisinde kullanılmak üzere tasarlandığı ve bu endüstride tablet, kapsül ve benzeri ürünlerin ambalajlanmasında kullanılan OPA/AL/PVC (cold form) veya PVC/PVDC (thermoform) gibi mevcut çözümlerin yerini alabileceği belirtiliyor. Şirkete göre burada öne çıkan nokta, yenilikçi Aluflexpack ambalajının tamamen lake alüminyumdan yapılmış olması. Ürün adının da atıfta bulunduğu alüminyum, şirket tarafından ambalaj endüstrisinde ürün güvenliği ve kalitesinin korunması ile ilgili olan son derece önemli özellikleri kaybetmeden sınırsız veya sonsuz geri dönüştürülebilen bir malzeme olarak tanımlanıyor.
Şirkete göre, ayrıca alüminyum son derece hafif olmasının yanı sıra hem yüksek hem de düşük sıcaklıklara karşı dayanıklı olabiliyor. Nem, ışık, oksijen ve diğer gazlarla birlikte bakteri ve mikroorganizmalara karşı %100 koruma sağlayabiliyor. Bu nedenle esnek alüminyum ambalaj içindeki ürünler çok daha uzun bir raf ömrü sunabiliyor.
Otomotiv parçaları için simülasyon aracı
THERMOFIP iş akışı aracı, su ve glikol bazlı soğutucu sıvıların tüm kullanım ömrü boyunca otomotiv parçaları üzerindeki etkilerini tahmin ediyor
Domo Chemicals; Toyota (TME), Renault, SOGEFI, Hexagon Manufacturing Intelligence ve Arobas Technologies ile ortak bir projenin parçası olarak su ve soğutma sıvısıyla temas eden poliamid parçalar için geliştirilen yeni bir simülasyon aracını tanıttı. THERMOFIP iş akışı aracı, eskime sonrası parça direnci gelişiminin tahmin edilmesini sağlıyor ve tasarımcıları çok sayıda teste gerek kalmadan yeni parçalar için doğru geometrileri şekillendirme konusunda destekliyor.
Otomotiv alanındaki poliamid 66 cam elyaf bileşikleri için temel uygulama örnekleri, soğutma sıvısı ile temas eden kaput altı parçalarıdır. Bu durum sadece içten yanmalı motorlu araçlar için değil, aynı zamanda akülü elektrikli ve hibrit araçlar, hatta yakıt hücreli araçlar için de geçerlidir. CO2 emisyonlarını azaltma ihtiyacına ve bunun sonucunda motor mimarisinde ortaya çıkan değişikliklere yanıt olarak, doğru tahmine dayalı simülasyon teknolojisi, plastik endüstrisinde gereklilik haline geliyor.
Bileşiğin ana malzemeleri (poliamid ve dolgu maddesi) ile soğutma sıvısının ana bileşenleri olan su ve etilen glikol arasındaki etkileşimler karmaşıktır. Bunlar, bileşiğin camsı geçiş sıcaklığını ve dolayısıyla standart çalışma koşullarındaki mekanik özelliklerini önemli ölçüde azaltan plastikleştirmeyi içerir. Ayrıca, poliamid zincirlerinin hidrolizi yoluyla kimyasal bozunmayı ve parçanın bir tarafından diğer tarafına değişebilen soğutma sıvısı konsantrasyonu da içerir. Bu, parça geometrisinin farklı noktalarında ve zaman içinde malzemenin farklı mekanik performans seviyelerine neden olur.
Oerlikon HRSflow yeni nesil kontrol ünitelerini sunuyor
NPE 2024'te tanıtılan Oerlikon HRSflow'un yeni T-Flow HRS Kontrol Üniteleri, sıcak yolluklu enjeksiyon kalıplamada sıcaklık kontrolünün hassasiyetini ve güvenilirliğini artırmaya yardımcı oluyor. Modüler tasarımda, 6 bölgenin katları şeklinde yapılandırılabilen üç model bulunuyor.
T-Flow HRS, kapsamlı proses kontrolü için sezgisel, kendi kendini açıklayan bir kullanıcı arayüzü sunuyor. Entegre dokunmatik ekran, anlaşılır metin ekranı, akıllı navigasyon ve yönlendirmeli kullanımın kombinasyonu, herhangi bir talimat veya ön bilgiye ihtiyaç duymadan kullanıcı dostu bir konsept sunuyor. Yeşil, sarı ve kırmızı sinyal renklerindeki entegre LED şerit, çalışma durumunun uzaktan görülebilmesini sağlıyor. Reçeteler ve test raporları, entegre USB bağlantı noktası aracılığıyla hızlı ve verimli bir şekilde kurulabiliyor ve aktarılabiliyor. Veri alışverişi, sıcak yolluk kontrolörleri için yeni Euromap 82.2 standart protokolüne uygun olarak OPC UA arayüzü üzerinden enjeksiyon kalıplama makinesiyle gerçekleştiriliyor. Entegre VNC sunucusu ayrıca dizüstü bilgisayar veya akıllı telefon/tablet aracılığıyla rahat kullanıma olanak sağlıyor.
Şirket, yeni kontrol ünitelerinin nozul sıcaklıklarını son derece hassas bir şekilde kontrol edebildiğini, bu sayede sistemin küçük ve kompakt nozullarla yüksek performanslı zorlu uygulamalarda bile kullanılabileceği anlamına geldiğini vurguluyor. Modüler tasarım, ilgili gereksinimleri karşılamak için esnek konfigürasyona olanak tanıyor. Reçete yönetimi ise, farklı reçetelerin kaydedilmesine, saklanmasına, karşılaştırılmasına ve hızlı bir şekilde çağrılmasına olanak tanıyor.
Lityum iyon bataryaları için ambalaj çözümleri
CHEP’in BM sertifikalı ambalaj çözümleri üst düzey koruma sağlıyor
Elektrikli araçlar her geçen gün çok daha fazla yaygınlaşmaya devam ediyor. Bu durum beraberinde elektrikli otomobillerin bataryasında birincil ham madde olan lityuma yönelik küresel talebi artırıyor. Pek çok çevresel faydaya olanak tanıyan bu gelişme, lityumun yanıcı bir madde olmasından dolayı nakliyesi sırasında riskler de barındırıyor. Küresel tedarik zinciri markası CHEP, elektrikli otomotiv sektöründeki batarya taşımacılığındaki olası tehlikelere ve alınması gereken önlemlere dikkat çekiyor.
CHEP Türkiye Otomotiv Ülke Temsilcisi Derya Çınar, gerekli önlemlerin alınmadan lityum iyon bataryaların taşınmasının, otomotiv üreticileri ve tedarikçilerini, ölümler, para cezası, yangın riskleri ve kâr kaybı gibi olumsuz sonuçlarla karşı karşıya getireceğini vurguluyor.
‘’Müşterilerimizin hedeflerine uygun ambalaj çözümleri sunuyoruz’’
Tedarik sürecinde dikkat edilmesi gereken noktalara ilişkin Çınar, şunları söyledi: “Lityum kullanılan bataryaların sevkiyatında özellikle sıcaklık kontrolü (bataryaların aşırı ısınmaması), ürün stabilizesi (nakliye sırasında bataryaların yerinden oynamaması) ve iletken yüzeylere maruz kalmama (bataryaların kapalı olduğundan emin olunması) gibi konular büyük önem arz ediyor. Tedarikçilerin, bu temel gereksinimleri karşılayan, resmi düzenlemelere uygun, güvenli ve ekonomik nakliye hizmeti sağlayan ambalaj çözümlerine sahip olması gerekir. CHEP olarak, farklı türlerde parçalara yönelik ambalaj ihtiyaçlarını karşılayacak geniş bir standart ve yeniden kullanılabilir ekipman çeşitliliğine sahibiz. BM sertifikalı konteyner çözümlerimizle birlikte batarya üreticilerine ve tedarikçilerine hem nakliye optimizasyonu hem de korumayı en üst seviyeye çıkaran iç profil çözümleri sunuyoruz. Böylece nakliye sırasında karşılaşılacak olası tehlikeleri de en aza indiriyoruz.”
Lityum iyon bataryaların, 9. sınıf tehlikeli madde sınıfına girdiğinden ve özel taşıma yönetmeliklerine tabi tutulduğunu da vurgulayan Derya Çınar, “Sürdürülebilir bir gelecek için elektrikli araçların yaygınlaşması büyük önem taşıyor. Beraberinde getirdiği büyük zorluklara da yeni nesil çözümler üretiyoruz. Müşterilerimizin maliyetlerini düşürmeye ve verimliliğini arttırmaya yönelik temel hedeflerini tam bir şekilde anladıktan sonra doğru ambalaj çözümünü bulup onların tedarik zincirinize uygun ambalajlama dönüşümünü gerçekleştiriyoruz” dedi.
PET geri dönüşüm tesisine yeni yatırım
TANRIKULU, gıdaya uygun rPET granül ürettiği tesisinde yine TOMRA teknolojilerini tercih etti
Türkiye’nin önde gelen geri dönüşüm şirketlerinden Tanrıkulu, 2022 yılının sonunda faaliyete başlayan Akyazı, Sakarya’daki PET geri dönüşüm tesisine yaptığı son yatırımda yine TOMRA ayıklama çözümlerini tercih ettiğini duyurdu. Tüketim sonrası PET işleme tesisinde, şişeden şişeye geri dönüşüme uygun birincil malzemeye benzer yüksek kalitede rPET granül ve PET levha üretiliyor.
Tesiste kurulumu yapılan SHARP EYE teknolojisine sahip dört adet TOMRA AUTOSORT™ sensör tabanlı ayıklama makinesinin yanı sıra AUTOSORT™ FLAKE ve INNOSORT™ FLAKE çapak ayıklama makineleri ile ürün kalitesi ve kapasitesinin artırılması hedefleniyor.
2014 yılından bu yana TOMRA teknolojilerini kullanan Tanrıkulu’nun Sakarya’daki son tesisi ile toplamda 10 tesisi ve tümünde 19 adet TOMRA ayıklama makinesi bulunuyor. Tanrıkulu, 20.000 m2 açık, 16.000 m2 kapalı alana sahip son tesisinde saatte 7 metrik ton tüketim sonrası PET atığı işleyerek 3.000 ton/ay PET çapak elde ediyor. Elde edilen çapaklarla Türkiye ve yurtdışındaki müşteriler için 1.500 ton/ay rPET granül ve 1.500 ton/ay PET levha üretiliyor.
Tanrıkulu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Tanrıkulu, açıklamasında; “Girişimci yatırımlarımız, yüksek ihracat kapasitemiz ve son teknolojideki makinelerimiz ile küresel pazarda da önemli bir rol oynuyoruz. Son olarak yatırım yaptığımız Sakarya’daki PET geri dönüşüm tesisimiz daha proje aşamasındayken çözüm ortağımız olarak TOMRA ile planlamalar yaptık. 10 yıldır devam eden iş birliğimiz nedeniyle, üretim ve satış sonrası ihtiyaçlarımıza oldukça hakimler. Bu nedenle gıdaya uygun üretim sertifikamızı aldığımızda nihai ürün kalitesi ve kapasitesindeki yüksek standartları yakalamak üzere ayıklama hatlarına TOMRA makinelerimizin kurulumunu gerçekleştirdik” diye belirtti.
İzzet Tanrıkulu, rPET uygulamalarının Türkiye’de büyük bir gelişim kaydettiğine değinerek; “Petrol fiyatlarındaki artış ile ham maddenin daha da değerlenmesinin yanı sıra zorunlu yönetmeliklerle gelişen pazar talepleri, sektörde üst sınıf petlerin kullanıldığı granül ve levha üretiminin artması nedeniyle rPET uygulamaları, her geçen gün daha da önem kazanıyor. Teknolojinin gelişmesi sayesinde polimerlerin daha saf hale gelmesinin kolaylaşması ve üretim kapasitelerinin artması da rPET uygulamalarını destekliyor. Öte yandan pazar, geri dönüştürülmüş içeriğin artırılması için baskı yapıyor. Sonuçta çapak üreticileri, kârlılıklarını artırmak, karbon ayak izlerini azaltmak ve sürdürülebilirlik çabaları doğrultusunda rPET üretiminin daha verimli olduğunun farkına vardı. Bu faktörler, hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde rPET üretiminin artmasına sebep oluyor. Tanrıkulu olarak bu yönde yatırım yaparak gerçekleştirdiğimiz yüksek kalitedeki geri dönüşüm ile gıda ambalajlarındaki geri dönüşüm içeriklerinin artmasını destekliyoruz. TOMRA makinelerini kullanarak ürettiğimiz levha ürünleri, termoform ambalaj üretimi ve granüller ise içecek sektöründeki şişelemede kullanılıyor” şeklinde açıkladı.
Gıdaya uygun rPET üretiminde yüksek saflık için ayıklama süreçleri büyük önem taşıyor
Tesisin üretim hattında PET şişelerin ön ayıklanması için bulunan 4 adet AUTOSORT™ makinesi, çok adımlı süreçte PET şişeleri malzeme ve renge göre doğru şekilde ayıklıyor. Ön ayıklamadan geçen malzeme kırıldıktan, yıkandıktan ve kurutulduktan sonra INNOSORT™ FLAKE ve AUTOSORT™ FLAKE makineleri, PET çapak ayıklama süreçlerini üstleniyor. INNOSORT™ FLAKE, PET çapaklarının renge göre ayıklanmasını sağlarken AUTOSORT™ FLAKE ünitesi, malzeme ve renge göre polimer ayıklama ve metal kirleticilerin güvenilir şekilde ayıklanması sayesinde yüksek saflık sunuyor. Elde edilen yüksek kalitedeki çapaklar işlenerek rPET granül ve PET levhaya dönüştürülüyor.
TOMRA Recycling Sorting Türkiye ve Ortadoğu Satış Müdürü Serkan Orhan, konu ile ilgili olarak; “Tanrıkulu’nun yeni tesis kurulumunda başından beri projenin bir parçası olarak hatlarında ihtiyaç duydukları tüm sensör bazlı ayıklama çözümlerini sunabildik. Tanrıkulu, bu tesisi ile Türkiye’de geri dönüşüm alanında yeni bir seviyeye geçiyor ve plastik üreticilerini geri dönüştürülmüş içerik hedeflerine ulaşmasını son derece kaliteli ürünler ile destekliyor” dedi.
Serkan Orhan, süreç ile ilgili bilgi vererek; “Malzemeler ön ayıklama, kırma ve yıkama işleminden geçtikten sonra INNOSORT™ FLAKE, çift taraflı renk kamerası sayesinde son kalan renk safsızlıklarını temizliyor. Sonraki aşamada AUTOSORT™ FLAKE sayesinde renk, polimer ve metal safsızlıkları son bir kontrolden daha geçerek orjinal ürün kalitesine yakın bir malzeme elde edilmesi sağlanıyor. Böylece en zorlu malzemelerden bile yüksek kapasitelerde ve minimum iş gücü kullanılarak en üst saflıkta geri dönüştürülebilir ürün elde ediliyor. Gıdaya uygun rPET üretimi gibi en üst seviyede saflık gerektiren zorlu bir uygulamada bu düzeyde ayıklamaların yapılması zorunlu” diye açıkladı.
Tüketiciler, satın alınan ambalajlı gıdalarda ve tüketim mallarında ürün kadar ambalajına da ödeme yapıyor. Öte yandan artık dünyamızda Sürdürülebilirlik ve Çevre, her üretim alanının merkezinde. Bu doğrultuda Avrupa’nın 2025 yılına kadar plastik ambalajların yüzde 50'sinin geri dönüştürülmesi hedefine değinen İzzet Tanrıkulu, şu şekilde açıklıyor; “Bu hedefe artık ulaşılabilir görünüyor. 2025 yılında ise plastik şişeler için yüzde 77'lik ayrı bir toplama hedefi belirlenecek ve bu oran 2029'da yüzde 90'a çıkacak. Dolayısıyla atık malzemenin geri dönüşüme kazandırılması büyük önem taşıyor. Ancak geri dönüşüm ve sürdürülebilirliği, sadece yüksek teknoloji ve kalite ile sağlayabiliriz. Bu nedenle ayıklama teknolojilerinde TOMRA makinelerini kullanmak, hem üretim sürecimize hem de ürünlerimize değer katıyor.”
Tanrıkulu’nun AUTOSORT makineleri, TOMRA’nın SHARP EYE teknolojisi donanımına sahip
Serkan Orhan, ise; “Yüksek ışık yoğunluğuyla ön plana çıkan SHARP EYE teknolojisi, tek katlı PET termoform ürünlerini PET şişelerden ayırmayı mümkün kılıyor. Böylece AUTOSORT™ makinesinin çok katmanlı termoformları ayıklama kapasitesini güçlendiriyor. Ayrıca, eşdeğer ürünün geri dönüşümü için PET levha ürünlerinin ve PET şişelerin kimyasal özelliklerindeki en küçük ancak kritik farklılıkları dahi tanımlıyor. Daha yüksek ışık yoğunluğu için kullanılan daha büyük bir lens ile ayırt edilmesi zor özellikleri bile tespit edebiliyor. Çok çeşitli kalibrasyon olanakları sayesinde malzemelerdeki en ince moleküler farklılıklar ayırt edilebiliyor” şeklinde ekledi.
PAAG, Türkiye'deki PET şişeden şişeye geri dönüşümü büyütüyor
Bell Holding AŞ. üyesi PAAG, Gebze tesisinde üretim kapasitesi 1.800 kg/saat'e ulaşan bir Starlinger recoSTAR PET 165 HC iV+ PET şişeden şişeye geri dönüşüm hattı kurduğunu duyurdu. Hattın, Mart 2024'ün ortasında işletmeye alındığı bilgisi verildi.
PAAG, şişeden şişeye geri dönüşüme yatırım yaparak orjinal ham maddeye olan talebi düşürmeyi, karbon ayak izini en aza indirmeyi ve ambalajlamada daha sürdürülebilir bir yaklaşımı desteklemeyi amaçlıyor. PAAG Başkan Yardımcısı Bekir Öktenoğlu yaptığı açıklamada: "Şişeden şişeye geri dönüşüm pazarına, sürdürülebilirliği artırma ve çevre üzerinde olumlu bir etki yaratma hedefiyle güçlü bir şekilde girdik. Acilen ilgilenilmesi gereken küresel iklim değişikliği sorununun da bilincinde olarak, kullanılmış plastik şişeleri yüksek kaliteli yeni şişelere dönüştürmenin döngüsel ekonomiye katkı sağlamak için bir fırsat olduğunu görmüş olduk" dedi.
Şirket bu yeni yatırımı ile, ayda yaklaşık 1.200 ton toplanmış PET şişe işlemeyi amaçlıyor. Geri dönüştürülen PET çoğunlukla Bell Holding bünyesindeki kardeş şirket SENAPA STAMPA'ya tedarik ediliyor. Bu uygulama, kendi tedarik zincirine geri dönüştürülmüş PET'i dâhil ederek ortak çevresel ayak izini azaltmayı amaçlayan holding şirketinin bütünsel sürdürülebilirlik yaklaşımının bir parçası olarak tanımlanıyor. Ayrıca, geri dönüştürülmüş PET holding dışı müşterilere de satılıyor.
Şirkete göre PAAG'nin Starlinger'e ait PET şişeden şişeye geri dönüşüm hattı kurma kararını vermesinde etkili olan kilit faktörler arasında geçmişteki bilinen performansı, modern teknolojisi, sektör standartlarına uygunluğu, enerji verimliliği ve inovasyona bağlılığı yer alıyor. Bekir Öktenoğlu ayrıca şunları ekliyor, "Starlinger'in modern teknolojisi, PAAG'nin yüksek kalitede geri dönüştürülmüş malzeme sunma, çevresel etkiyi azaltma ve ambalaj sektöründe sürdürülebilirliği destekleme hedefleriyle uyuşuyor. Bu stratejik ortaklık, şirketimizin daha sürdürülebilir ve çevre bilinci daha yüksek bir gelecek vizyonunu yansıtıyor. Ayrıca, Starlinger'in PET geri dönüşüm prosesi, gıdada kullanılabilen rPET üretimi için EFSA ve FDA onayına sahip, yani geri dönüştürülmüş PET malzemeler en yüksek güvenlik ve kalite standartlarını karşılıyor. Bu da yalnızca sürdürülebilir değil aynı zamanda gıdada kullanılabilir ambalaj çözümleri sunma hedefimize tamamen uyuyor ve ambalaj sektörüne olan bağımızı güçlendiriyor."
Şişelerin toplanması konusunda ise, son kullanıcıların attığı PET şişeler için şirketin "To-Ka" adını verdiği kapıdan kapıya toplama sistemi kuruldu. Ayrıca, geri dönüşüm ortakları ve toplum kuruluşlarıyla iş birlikleri kurularak toplama noktaları oluşturularak, tüketicilerden toplanan PET şişeleri taşımak için çevre dostu taşıma yöntemleri kullanılıyor. Geri dönüşüm tesisine vardıktan sonra PET şişeler titizlikle sınıflandırılıp, temizleme işlemine tabi tutularak kirleticiler uzaklaştırılıyor, sonrasında yıkanan ve parçalanan şişeler Starlinger recoSTAR PET 165 HC iV+ sisteminde işlenerek yüksek kalitede geri dönüştürülmüş PET granüllerine dönüştürülüyor. Yapılan açıklama da, Starlinger'in ekstra temiz PET geri dönüşüm prosesleri ile PAAG'nin güvenilir kalite güvence programı bir araya geldiğinde, geri dönüştürülmüş malzemenin sektör standartlarını karşılamanın da ötesine geçtiği vurgulanıyor.
Çevre farkındalığını artırıcı unsurlar
"To-Ka" adlı atık toplama ve yönetimi girişimi, PAAG tarafından oluşturulan ve başlatılan gönüllü bir proje. Adını "Topla ve kazan" sözcüklerinin kısaltmalarından alan projedeki ödüllendirme sistemi sayesinde vatandaşların ve tüzel kişilerin plastik atık toplama faaliyetine aktif şekilde katılması amaçlanıyor. Kişiler ve işletmeler "To-Ka" uygulamasını kullanarak PAAG atık toplayıcılarına topladıkları PET şişelerini almaları için haber verebiliyor ve her şişe için uygulama içerisinde belirli miktarda puan kazanıyorlar. Biriken puanlarını kafe, perakende mağaza vb. yerlerde ödeme yaparken kullanabiliyorlar. "To-Ka" projesi, İstanbul'da Mayıs 2023’ten bu yana uygulanıyor. Bir sonraki adım olarak, Türkiye'deki diğer 15 büyükşehirde de kullanıma sunulması planlanıyor.
Bekir Öktenoğlu son olarak şunları aktarıyor, "Uygulamalarını çevresel hedeflere uyumlu hâle getiren ve Türkiye'de plastik atık yönetimi konusunda daha geniş çaplı çalışmalara katkıda bulunan PAAG, sorumlu tüzel kişi rolüne sadık kalmaktadır. Döngüsel ekonomi bizim pusulamızdır. PAAG'nin şişeden şişeye geri dönüşüm pazarına aktif katılım sağlayarak döngüsel ekonominin geliştirilmesi, daha sürdürülebilir bir geleceğin yaratılması ve sektördeki diğer işletmelerin çevre dostu uygulamaları tercih etmesi konusunda kritik rol oynayabileceğimize inanmaktayız."
Nöromarketing tüketici davranışlarını şekillendiriyor
Bilinçaltına hitap eden ambalaj tasarımı, tüketici ve ürün arasında güçlü bir bağ kuruyor
Kuruluşlar, ürün tasarımından pazarlama stratejilerine kadar güçlü bir marka imajı oluşturmak için önemli kaynaklara yatırım yapıyor. Bu noktada etkili bir kullanıcı deneyimine ve müşteriyi ikna etmeye odaklanan nöromarketingi benimsemek, kuruluşlara önemli fırsatlar sağlıyor. Sinir bilimi ile pazarlamayı birleştiren bir alan olan nöropazarlama, tüketicilerin satın alma davranışlarındaki tepkisini ölçmeye yarıyor. Şirketler bu yöntemle, tüketicinin karar verme sürecinin ardındaki bilişsel ve duygusal süreçleri anlayarak, daha ilgi çekici ve akılda kalıcı bir kullanıcı deneyimi yaratmak için ürün ambalajlarını optimize edebiliyor. Nöropazarlama insanların satın alma deneyimleri hakkında söylediklerinden ziyade gerçek hislerini öğrenmeyi mümkün kılıyor. Bu sayede tüketiciyle ürün arasında güçlü bir bağlantı oluşturarak satışların ve marka sadakatinin artmasına olanak sağlıyor.
Müşterilerin satın alma kararını etkiliyor
Duygularından etkilenerek alışveriş yapan günümüz tüketicisi, tercih edeceği üründe kendine hitap eden tasarımlar görmek istiyor. Bu noktada nöromarketing, müşterilerin satın alma kararlarını etkileyen güçlü bir araç olarak öne çıkıyor. Nöromarketing, ambalaj tasarımıyla entegre olarak yeni nesil bir kullanıcı deneyimi sağlıyor. Nörolojik çalışmalar ve göz izleme tekniklerinden elde edilen veriler doğrultusunda geliştirilen ambalajlar, tüketicilerin duygusal ve bilişsel tepkilerini uyandırarak marka sadakatini artırıyor ve satışları güçlendiriyor. Ambalaj üzerinde yer alan renk ve görsel gibi duyusal uyaranların tüketicide uyandırdığı çağrışıma yönelik veriler sunan bu yöntem, dokunsal deneyimlerde de rol oynuyor. Pürüzsüz ve yumuşak dokulu bir ambalaj, ürünün lüks olduğu algısı yaratırken, pürüzlü bir doku, doğal veya organik niteliklere işaret edebiliyor. Nöromarketing yöntemiyle tasarlanmış ambalaj, hedef kitlelerinin dikkatini çeken gerçek anlamda kişiselleştirilmiş deneyimler yaratmaya olanak tanıyor.
“Nöromarketing sayesinde tüketici beynindeki duygularla konuşuyoruz”
Tasarist Yaratıcı Direktörü Musa Çelik, “Günümüz pazarında markaların tüketicilere ulaşmak ve onların dikkatini çekmek için yaratıcı yöntemler bulmaları gerekiyor. Anketler tüketici tutumu hakkında fikir verse de temelde yatan davranış kalıplarının tam bir resmini yansıtmayabilir. Bu sebeple markaların pazarlama noktasında hangi nörolojik tetikleyicilerin tüketici davranışını tetiklediğini bilmesi gerekiyor. Nöropazarlama tekniklerinin uygulama alanı bulduğu yer tam da burasıdır. Etkisi kanıtlanmış bir geçmişe sahip olan nöromarketing, bir zamanlar erişilemez olduğu düşünülen insan bilinçaltına dair içgörüler sağlıyor. Bu yöntem beynin kısayollarına dokunarak duygu takibi yapmaya yarıyor. Yani nöromarketing sayesinde yaptığımız en önemli şey, tüketici beynindeki duygularla konuşmak. Böylece onların bilinçaltı tercihlerine uygun tasarımlar geliştirebiliyor ve zihinlerinde kalıcı bir marka imajı yaratabiliyoruz” ifadelerini kullanıyor.
Geri dönüşüm, dünyanın sürdürülebilir geleceğine ışık tutuyor
Çevre sürdürülebilirliğinde gönüllü sanayi inisiyatifi ve geniş kitlelere dokunan sivil toplum kimliklerini bünyesinde bir araya getiren ve özellikle son yıllarda “iklim krizi ile savaşım” ve “döngüsel ekonomiye geçiş” konularına odaklanan ÇEVKO Vakfı’nın Genel Sekreteri Mete İmer, 18 Mart Küresel Dönüşüm Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. İmer, atıkların kaynağında toplanıp geri dönüştürülmesi konusundaki sorumluluğun üreticilerden belediyelere, lisanslı geri kazanım şirketlerinden satış noktalarına ve tüketicilere kadar tüm paydaşlar tarafından sahiplenilmesi gerektiğini vurguladı. “Sürdürülebilir bir dünya için tüm bireylere büyük sorumluluk düşüyor” diyen Mete İmer, yaklaşan yerel seçimler gündeminde “Geri Dönüşüm ve Atık Yönetimi” konularına daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Geri dönüşüm evlerden başlıyor
Atıkların ham madde olarak yeniden değerlendirme sürecinin evlerden başladığına dikkat çeken İmer, “Geri dönüşüm için evlerimizde atıklarımızı ayrı olarak biriktirmek ve geri dönüşümlerini sağlamak sorumluluklarımız arasında yer alıyor. Bu konularda duyarlılık gösteren her birey, bu olumlu davranışların en yakınlarından başlayarak çevresinde yaygınlaşması ve bu konuda bilincin ve farkındalığın artması için gönüllü katkı sağlayabilir” şeklinde konuştu.
Dünyada döngüsel ekonomiye geçişle sürdürülebilir atık yönetiminin temel bileşenlerini oluşturan ürünlerin en az atık oluşacak şekilde üretilmesi, tekrar kullanılması, geri dönüşümü ile kaynak israfının önlenmesi ülkelerin gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. Geri dönüşüme ilişkin farkındalığın artırılmasına yönelik iletişim, eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının sürdürülebilir atık yönetiminin bileşenlerinden biri olduğuna değinen İmer, “Geri dönüşüm süreci, tüketicilerin atıklarını kaynağında ayrı biriktirmesi ile başlıyor. Atıkların belediyelerce toplanması, lisanslı geri dönüşüm tesislerinde geri dönüştürülmesi ve alanında disiplinli çalışma geçmişine ve nitelikli insan kaynağına sahip geri kazanım örgütlerince koordine edilmesi ile süreç tamamlanıyor” dedi.
Henkel, sürdürülebilirlik hedeflerine güçlü bir şekilde ilerliyor
2030+ Sürdürülebilirlik Hedefi Çerçevesi; Henkel'in çevre, sosyal ve yönetişim alanlarında izleyeceği global sürdürülebilirlik yolu için net hedefler ve amaçlar tanımlıyor. Henkel, geçtiğimiz yıl iklim alanında önemli gelişmeler kaydederek üretimdeki toplam karbondioksit salınımlarını metrik ton ürün başına (2010 baz yılına kıyasla) yüzde 61 oranında azaltırken, yenilenebilir kaynaklardan satın aldığı elektriğin payını da yüzde 89 seviyesine çıkardı. 2023 yılında toplamda 14 tesiste daha karbon-nötr üretime geçildi. Şirket, ham madde ve ambalaj kaynaklı karbondioksit salınımlarını (2017 baz yılına kıyasla bir ton ürün başına) yüzde 17 oranında azaltarak, tüm salınım kategorilerinde net sıfır hedefine biraz daha yaklaştı.
Henkel CEO’su Carsten Knobel konuyla ilgili görüşlerini şu sözlerle paylaştı: “Sürdürülebilirlik, ‘Amaca Yönelik Büyüme Gündemi’mizin temel unsurlarından biridir. Özellikle bu gibi zorlu zamanlarda, sürdürülebilir eylem her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik hedeflerimizi hayata geçirmek için durmaksızın çalışıyoruz. 2023 yılında kaydettiğimiz ilerlemeden büyük gurur duyuyorum. Önde gelen dış ESG derecelendirmelerinde elde ettiğimiz üst düzey sonuçlar, örneğin tekrarlanan EcoVadis Platinum başarısı, doğru yolda olduğumuzu ve ilerlememizin takdir edildiğini gösteriyor.”
Henkel'in önemli hedeflerinden biri de döngüsel ekonomiyi teşvik etmek. Şirket, tüketici ürünlerinin ambalajlarında kullanılan geri dönüştürülmüş plastiğin payını dünya genelinde yüzde 19'a yükseltti. Persil örneğinde olduğu gibi, Avrupa'daki sıvı deterjanlar portföyünün tamamında geri dönüştürülmüş içerik seviyesinin iki katına çıkarılarak yüzde 50 seviyesine getirilmesi, bu konudaki önemli örneği ifade ediyor.
Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık alanında Henkel, diğer konuların yanında, 2025 yılına kadar tüm yönetim kademelerinde cinsiyet eşitliğini sağlama amacını güdüyor. Geçen yıl, yönetici pozisyonundaki kadınların oranı yüzde 39,5'e yükseldi. Şirket, daha fazla eşitlik ve aile dostu olmaya yönelik bir şirket olma yolunda, cinsiyetten bağımsız ebeveyn izni programını başlattı. Yeni politika, dünya genelindeki tüm çalışanlar için sekiz haftalık yüzde 100 ücretli ebeveyn iznini garanti ediyor.
Henkel, 2022 yılında global olarak başlattığı "Sustainability at Heart" programının bir parçası olarak, çalışanlarının sürdürülebilirliğe olan bağlılığını daha da teşvik etmeyi amaçlıyor. Şirket bu maksatla 2023 yılında sunduğu eğitimlerin kapsamını genişletti. Halihazırda 10.000'den fazla çalışan, birçok dilde e-eğitime ve üretimde çalışanlar için yeni geliştirilen bir format şeklinde mevcut olan temel eğitime katıldı. Ayrıca detaylı eğitim programlarının yanı sıra, çalışanlara kendi sürdürülebilirlik fikirleri üzerinde çalışma fırsatı veren yeni bir Sürdürülebilirlik İnkübatör Laboratuvarı da bulunuyor.
Tetra Pak, Avrupa Birliği genelinde geri dönüşümü artırmak için yatırımlar yapıyor
Tetra Pak, Avrupa Birliği'ndeki (AB) karton ambalajların geri dönüşüm kapasitesini artırmak için tasarlanan stratejik yatırımların duyurusunu yaptı. Bu hareket, tüm ambalaj bileşenlerinin geri dönüştürülmesini ve değerli ham maddelerin daha uzun süre dolaşımda tutulmasını sağlayarak önerilen AB Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Yönetmeliği’nin hedeflerini destekleyecek.
Tetra Pak, 2023 yılında dünya çapında içecek kartonu geri dönüşümünü hızlandırmak için yaklaşık 40 milyon euro yatırım yaptı ve daha fazla malzeme döngüselliği elde etmek için yatırımlarını önümüzdeki yıllarda arttırmayı planlıyor. Son girişimler ve yatırımlar, AB'nin, 'poliAl' olarak bilinen, fiber olmayan koruyucu polietilen ve alüminyum katmanları da dahil olmak üzere içecek kartonlarının geri dönüştürme yeterliliğini artırmayı hedefliyor. Bu gelişme, yeni iş birliklerinin önünü açarak ya da yerleşik geri dönüşümcülerin tüm malzemeleri tüketim sonrası kartonlardan yeni yüksek kaliteli kaynaklara ve mallara dönüştürme yeterliliklerini güçlendirerek başarılacak. Bunlar, içecek kartonlarının 20 özel kağıt fabrikasında geri dönüştürüldüğü, polyAl'in şu anda yedi tesiste işlendiği AB'deki mevcut ve köklü geri dönüşüm altyapısına katkıda bulunuyor. PoliAl geri dönüşüm kapasitesinin ise yıllık 40 bin tonun üzerinde artacağı öngörülüyor, bu da 4 milyardan fazla paket birimine eş değer.