Wednesday, Dec 08th

Last updateThu, 02 Dec 2021 7am

You are here: Home Article Türkiye’de süregelen vergi rekabeti uygulamalarının doğrudan yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkisine ilişkin sektörel analiz

Türkiye’de süregelen vergi rekabeti uygulamalarının doğrudan yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkisine ilişkin sektörel analiz

Özet

Küreselleşme sürecinin hızlanması ile girişimciler için dünya ortak bir pazar haline gelmiştir. Yabancı sermaye yatırımlarını kendi ülkelerine çekmek isteyen politika yapıcıları vergi sisteminde uyguladıkları değişiklikler ve teşvikler ile bu amaca ulaşmayı hedeflemişlerdir. Uluslararası sermaye hareketliliği önündeki engellerin kaldırılmasıyla birlikte ülkeler, daha fazla doğrudan yabancı sermaye yatırımı (DYY) çekebilmek için birbirleriyle sürekli rekabete eder hale gelmişlerdir. Uygulanan politikalar ile her dönemde istenen sonuç elde edilememiş olsa da, bu, DYY’ye olan ilgiyi azaltmamış; aksine, son dönemde yaşanan ekonomik krizle birlikte kredi piyasalarında meydana gelen katılıklar, DYY’nin önemini daha da artırmıştır. Ülkeler uluslararası ekonomik düzen içerisinde yer alabilmek, büyüme, kalkınma ve verimlilik artışı gibi temel ekonomik amaçlara ulaşabilmek için, DYY içerisinden pay almayı hedeflemektedirler. Bu nedenle, ülkelerin diğer ülkeler ile özellikle vergi politikaları konusunda önemli bir rekabete girmişlerdir.

Giriş

Ülkemizde Doğrudan Yabancı Yatırımlar ilk defa, 01.08.1951 tarih ve 5821 sayılı Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu ile düzenlenmiştir. 5821 sayılı Kanun, 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nun 18.01.1954 tarihinde yayınlanması ile yürürlükten kalkmıştır. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi 1980 öncesinde yürürlükte bulunan kanunlar, yabancı sermayeyi ülkemize çekmekte yetersiz kalmıştır. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, 17.06.2003 yılına kadar uygulanan 6224 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 4875 sayılı Kanun’un ülkemizde uygulanmaya başlanması ile birlikte yabancı yatırımlarda bu döneme kadar olan gerçekleşmelerin çok daha üzerinde bir sermaye girişi olmuştur. 2003 yılında değiştirilen ve yabancı sermayeli şirketlere çeşitli haklar ile birlikte kolaylık da getiren Kanun’un etkisi ile ülkemize fiili olarak giriş yapan firma sayılarında önemli artışlar gözlenmiştir. 

Yabancı Sermaye Kanunu’nun revize edilmesi ile birlikte vergi teşvik sisteminde de önemli değişiklikler yapılmıştır. Böylece, özellikle yabancı sermayeli firmaların yatırım kararlarının teşvik edilerek küresel rekabette avantajlı konuma geçilmek istenmiştir. Kurumlar düşük vergi oranları isterken aynı zamanda iyi bir kamu hizmet alt yapısı, iyi eğitilmiş işgücü, pazarlara rahat erişimin sağlanması gibi kolaylıklar talep etmektedirler. Sermaye hareketlerinin ve ticaretin serbestleşmesi rekabet baskısını arttırmaya başlamış ve bunun sonucunda kurumlar ve özellikle çok uluslu işletmeler, yabancı yatırımları çekmek ve aynı zamanda ülke içi sermayenin yurt dışına çıkmasını önlemek için Kurumlar Vergisi oranlarının azaltılması gerektiğini belirtmişlerdir.

Ancak ülkeler kendi vergilendirme yetkilerini kullanırken ve uluslararası rekabet gücünü arttırabilmek amacıyla bazı vergisel düzenlemeler yaparken ulusal refahı arttırma, uluslararası ilişkileri geliştirme amacına odaklanmıştır. Vergilendirme yetkisi kullanılırken alınan kararlar, ülkenin kendi çıkarları doğrultusunda yararlı etkiler meydana getirirken, diğer ülkeleri de teşvik edip canlandırıyor ise, arzulanan tablo oluşmaktadır.

Literatür Taraması

Vergilendirme ve DYY arasındaki ilişkinin ilk Hartman (1982) tarafından ortaya koyulduğu söylenebilir. Hartman, sermayenin uluslararası dolaşımının serbest olması halinde, ülke içinde vergi politikasının kapalı ekonomilere göre refahı daha fazla etkileyebileceğine ilişkin teoriyi kabul etmemiştir. Vergi oranlarındaki düşüşün sağladığı DYY girişindeki artışın, vergi gelirlerinde meydana gelen düşüş ile aynı oranda olabileceğini ve buna bağlı olarak, DYS’nin refah üzerindeki etkisinin küçük olacağını belirtmiştir (Hartman, 1982: 22). Hartman (1982) ABD’de yaptığı çalışmalarda ulaştığı iki farklı sonuç ortaya koymuştur;

1- DYY’nin vergilere duyarlı değildir (efektif Kurumlar Vergisi oranındaki yüzde 10’luk bir azalma, ülke refahında ortalama bir milyar dolarlık bir milyar dolarlık bir kaybına neden olabilir),

2-  DYY’nin  vergiye  duyarlıdır  ve  geniş  bir  refah  kazancı  yaratır  (efektif Kurumlar Vergisi oranındaki yüzde 10’luk bir azalma ile sermaye girişinde olacaktır).

Hines (1997) ise çalışmasında KVO’nun yatırım yerinin belirlenmesi konusunda anlamlı negatif etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Gulg ve Zodrow’a göre hareketli sermayenin vergilendirilmesinin üzerindeki aşırı yük veya etkinlik üç neden ile ortaya çıkmaktadır (Gulg & Zodrow, 1);

1 - Vergilendirme ile meydana gelen sermaye çıkışları yerel faktörlerin verimliliğini azaltmaktadır.

2- Sermaye gelirlerinin vergilendirilmesi daha çok emek yoğun mal üretimini artırmaktadır. Bu etki ile vergiye dayalı ücretlerde azalmaya meydana gelmektedir. Bu etkiye bağlı olarak, sermaye gelirinin vergilendirilmesi ile daha az iş gücü kullanan mallar için işgücü gelirine kayarak, işgücü yoğun üretimde bulunan sektörde işgücünün etkin olmayan dağılımına neden olmaktadır.

3 - Hareketli sermayenin vergilendirilmesinin olumsuz etkileri ile, kamu hizmeti olması gereken düzeyin altında sunulmaktadır.

Diğer faktörler sabit iken yatırımların, vergi teşvikleri ile birlikte sermaye maliyetlerinde gerçekleşen indirimlere olumlu yönde cevap verdiği belirtilmektedir. Özellikle, Gordon ve Hines (2002) ile Demooij ve Ederveen (2001) vergilerin doğrudan yabancı yatırımlar üzerine etkisine ilişkin bilimsel çalışmaları, ampirik kanıtların etkili ev sahibi ülkenin 0,6 - 0,7 vergi oranlarıyla toplam doğrudan yatırım esnekliğini önerdiklerini göstermektir.

Ayrıca Zodrow ve Mieszkowski vergi rekabetine ilişkin teorilerinde, X yerel idaresinin sermaye üzerinden aldığı vergilerde indirim yapması durumunda- çok sayıda küçük yerel idare olduğu varsayımında- sermayenin X idaresi yönünde hareket edeceğini savunmuşlardır. Böylece diğer küçük yerel idarelerin de vergi oranlarında indirim yapması sonucunda vergiler, mobil haldeki sermayeden, hareket kabiliyeti olmayan iş gücü ve toprağa doğru yoğunlaşacaktır.

Birol Kovancılar, Dünya Bir Pazar Yeri adlı kitabında teşvik rekabeti kavramına yer vererek, bu rekabetin ne tamamen pozitif ne de negatif sonuçlar çıkaracağını belirtmiştir. Bu etkiler teşvik politikalarını belirleyen otoritelerin teşvik tasarım, bilgi ve becerilerine bağlı olarak sonuç verecektir. Kovancılar, Kurumlar Vergisi anlamında mükelleflerin kayıt altında olduğu ancak bu mükelleflerin ekonomik aktivitelerini vergi oranının yüksek olması nedeniyle kayıt dışı olarak gerçekleştirdiğini düşündüğümüzde, vergi indiriminin vergi hasılatına olumlu etkisi olacağını belirtmiştir.

Levent Özer,  çalışmasında Kurumlar Vergisinde indirim yapan ülkelerin Kurumlar Vergisi gelirlerinin GSYİH içerisindeki payını incelemiştir. Ancak, Kurumlar Vergisinin düşmesi ile her zaman bu düşüşün ülkelerin vergi gelirlerinin GSYİH’daki paylarının azalmasına ya da artmasına neden olmadığını tespit etmiştir. Küreselleşme gelir üzerinden alınan vergileri azaltmış olmakla birlikte her ülke için vergi gelirlerini arttıracağı ya da azaltacağı yönünde kesin bir görüş ileri sürülemez.

Yabancı yatırımları çekmek için uygulanan vergisel teşviklerin başında Gelir ve Kurumlar Vergilerinin geldiğini belirten Hamza Kahriman’a göre, Kurumlar Vergisi indirimleri vergi hâsılatını olumsuz yönde etkilemektedir. Yatırımlar üzerinde küçük etkiye sahip olmasına karşılık hazine açısından kısa vadede ciddi gelir kaybına neden olmaktadır.

Vergi Rekabetinin Türkiye Açısından Değerlendirilmesi

Vergi rekabeti en geniş anlamda genel vergilerin oranlarının düşürülmesi alanında yaşanmaktadır. Bu amaçla ülkeler Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve KDV gibi vergilerin oranlarını düşürebilmektedir. Özellikle Kurumlar Vergisi oranını düşürerek ülkeler dolaysız yabancı sermaye yatırımlarını çekmeyi amaçlarlar. Diğer bir deyişle, ülkeler başka ülkelerin vergi tabanlarına hitap ederek kendi ülkelerindeki vergi tabanını genişletmeyi hedeflerler. Diğer yandan finansal sermayeyi çekmek için faiz gelirlerinin daha düşük vergilendirilmesine de başvurulmaktadır (Kılıçarslan, 2005: 20).

Kurumlar Vergisinin kısa ve uzun dönem etkileri oldukça farklı olabilir. Kısa dönemde, firmaların karlarını maksimize ettikleri ve rekabetçi piyasada çalıştıkları varsayımına bağlı olarak vergi mükellefi kurumların söz konusu vergiyi derhal yansıtma kapasitesine sahip olmadıkları kabul edilmektedir. Kurumlar Vergisinin etkinlik üzerindeki nihai etkisi ise ilgili sektörlerdeki yatırımların getirisini azaltıp azaltmamasına bağlıdır. Fiili yatırımların etkin veya optimalden farklı olmasına neden olabilen Kurumlar Vergisi yatırımlarla ilgili karar saptırıcı bir vergi olarak değerlendirilmektedir (Turan, 2008: 19). Reel yatırımların olumsuz etkilenmemesi için yatırımların getirisinin yüksek marjinal vergi oranlarına tabi tutulmasından, yüksek Kurumlar Vergisinden, mali aracılık işlemleri üzerindeki vergilerden ve sermaye malları üzerindeki dolaylı vergilerden kaçınılmalıdır (Atılgan, 2004:85).

Vergi rekabeti dolayısıyla vergi gelirlerindeki değişiklik, başlıca iki etkiye bağlıdır. Bunlar; “vergi oranı etkisi” ve “ vergi matrahı etkisi” dir. Vergi oranının artmasının vergi gelirlerini artırıcı etkisine “vergi oranı etkisi” denilmektedir. Bu olumlu bir etkidir. Daha yüksek bir vergi oranı nedeniyle, hareketli sermaye stoklarının bir bölümünün başka ülkeye gitmesi sonucu vergi matrahının azalması ve dolayısıyla vergi gelirlerinin azalması sonucunu yaratan dolaylı etki ise, “vergi matrahı etkisi” olarak adlandırılır. Vergi matrahı etkisinde, vergi oranları çok düşük olacaktır. Çünkü ülke sermaye faktörüne dayalı vergi matrahının tamamı veya bir bölümünü kaybetmekten korktuğu için vergi oranlarını artırmaya cesaret edemeyecektir. Böyle bir durumda ülkelerin sermaye vergileri oranlarını ortak bir şekilde artırmalarının yararlı olacağı varsayılmaktadır (Giray, 2005: 97).

Vergi politikalarının, “taraflardan biri daha kötü duruma düşmeden diğer tarafın daha iyi duruma geçmesi için tüm imkanların kullanılmış olması” anlamına gelen ekonomik etkinlik ilkesi göz önünde tutularak belirlenmesi gerekmektedir. Ancak daha önce de belirtildiği gibi, vergi rekabetinin etkilerinin bağımsız değişken olarak ölçülmesi ve değerlendirilmesi oldukça karmaşık, hatta imkansız olduğundan vergi rekabetine maruz kalan ülkeler yönünden, uygulanacak yeni politikaların belirlenmesi bilimsel yöntemlerden çok politik stratejilere dayanmaktadır (Eyüpgiller, 2002: 142). 

Sistemimizde mevcut olan ve yabancı yatırımları teşvike yönelik vergisel tedbirler olarak adlandırılan indirim ve istisna uygulamaları, esasen teknik gerekçelerle getirilmiş uygulamalar olup çoğu dünya ülkelerinde zaten yürürlükte bulunmaktadır. Söz konusu uygulamalar bu anlamda Türkiye açısından bir rekabet üstünlüğü yaratmamaktadır. Gelir ve özellikle Kurumlar Vergisi oranlarında yapılan indirimler, vergi rekabeti açısından ülkemize önemli sayılabilecek düzeyde bir avantaj sağlayacak konumda değildir. Yine indirimli Kurumlar Vergisi de teknik olarak son derece iyi hazırlanmış olmakla birlikte sağlayacağı vergisel avantaj bakımından eski yatırım indirimi müessesesi kadar teşvik edici olmaktan uzaktır (Susam & Oktayer, 2012: 202).

Türkiye’de 24 Ocak 1980 tarihinde alınan istikrar tedbirleri ile piyasa ekonomisine işlerlik kazandırılmasına çalışılması ile yeni bir döneme geçilmiştir. Özellikle Neo-liberal politikalar ile vergi indirimleri gündeme gelmiş ve 1983 yılında yeni bir siyasal dönemle birlikte vergileme alanında bazı önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler sonucunda 1984 yılında vergi yükünde önemli oranda düşüşler yaşanmıştır. Dönem içerinde Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi gibi dolaysız vergi oranlarının düşürülmesi arz yönlü iktisat politikası uygulamasının temel özelliğidir. Arz yönlü iktisat politikası temel olarak, dolaysız vergilerin oranlarının düşürülmesi yoluyla, emek ve sermaye gelirleri üzerindeki ikame etkisini ortadan kaldırmayı, böylece ekonominin çalışma-yatırım-tasarruf eğilimini güçlendirmeyi öngörmektedir. Öyle ki temelini Neo-Klasik iktisat yaklaşımından alan arz yönlü iktisat politikası çerçevesinde, Türkiye’de 1980 sonrası uygulamaya giren vergi politikaları içinde dolaysız vergilerden dolaylı vergilere doğru bir dönüşüm yaşanmış ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde vergi yükü sermaye gelirlerinin lehine olacak şekilde yeniden bir dağılım sergilemiştir (Güngör & Aydın, 2011: 71).

1989 yılında gerçekleştirilen finansal serbestleştirme ve 1980’li yıllar boyunca uygulanan vergi politikaları vergi gelirlerini azaltmıştır. Bunun sonucunda kamu açıkları kronikleşmiştir. Finansal serbestleşme, sermaye kesimi içinde mali sermayeyi güçlendirmiş ve 1990’lar boyunca kamu kesimi borçlanma gereğindeki artış yoluyla mali sermayenin taleplerine cevap verilmiştir. Aslında bu süreçte belirleyici olan temel unsur, liberal devletin gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik ve toplumsal yapıyı düzenleme biçimidir (Kargı & Özuğurlu, 2007: 284).

Vergi indirimlerinin ekonomik büyüme üzerinde olumlu sonuçlar doğuracağı, ekonomik büyümenin hızlanması ile birlikte vergileme kapasitesinin de genişleyerek vergi gelirlerini artıracağı amacıyla 2000 yılında KDV üzerinde bazı indirimler yapılmak suretiyle başlatılan bu çalışmalar, 2006 yılında da Gelir ve Kurumlar Vergisinde önemli indirimler yapılmak suretiyle kapsamı genişletilmiştir. Uygulamanın esasında; küresel rekabete uyum ve yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi (özellikle Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi oranlarındaki indirimlerle ülkemizin AB’ye sonradan katılan ülkelerle rekabetinin sağlanması suretiyle yabancı sermayenin ülkemize girişini teşvik etmek, Türk sermayesinin de ülke dışına kaçışını önlenmek), kayıt dışı ekonomi ve vergi yükünün azaltılması ile dolaylı vergiler üzerine kurulu sistemi dolaysız vergilere yöneltmek gibi nedenler bulunmaktadır (Armağan, 2007: 234).

1980-2001 yılları arasında Hazine Müsteşarlığınca verilen Yatırım-İzin ve Teşvik Belgelerinde öngörülen 92.9 milyar $’lık yatırımın gerçekleşmesi için ihtiyaç duyulan döviz miktarı 33.6 milyar $ olarak belirlenirken söz konusu yatırımların gerçekleşmesiyle 450.507 kişiye istihdam imkanı sağlanacağı öngörülmüştür. 92.9 milyar $’lık yatırımın gerçekleşen 49.2 milyar $’lık kısmı (%53) için öngörülen döviz miktarı ise 10.8 milyar $ olmuştur. Gerçekleşen bu yatırımlarla yaklaşık olarak 254.794 kişiye istihdam imkanı sağlanmıştır (Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, 2001: 7).

2001-2014 yılları arasında düzenlenen yabancı sermayeli yatırımların aldıkları belge sayısının ise 2.553 olduğunu görmekteyiz. Bu yatırımlar, 255.187 kişinin istihdamını sağlamıştır. Yerli yatırımlar, 42.353 adet teşvik belgesi alarak, teşvik sisteminden yararlanmışlardır. Yerli yatırımların ekonomiye sağladığı istihdam sayısı ise, 1.551.407’dir. Son 14 yılda verilen teşvik belge sayılarını dünya ülkeleri ile karşılaştırdığımızda Türkiye ortalamasının yüksek olabilecek bir sayıda olduğunu söylemek mümkün olsa da, ekonomi de yarattığı istihdam etkisinin çok önemli bir paya sahip olmadığını söyleyebiliriz.

Grafikte 2000 yılından itibaren vergi gelirlerinin GSYH içerisindeki oranını yer almaktadır. gösteren yukarıdaki grafiğe baktığımızda, Türkiye’de gerçekleşen payların genel olarak aynı oranlarda seyrettiğini görmekteyiz. 2001 yılı sonunda %26,11 olarak gerçekleşen oranın, 2002 yılında %24,62’ye gerilediği görülmektedir. 2007 yılı sonu itibariyle %24,08’e düşen oran 11 yıllık veri serisinin en düşük oranlarından birine ulaşmıştır. Vergi gelirlerinin GSYH içerisindeki payı, 2010 yılı sonunda ise %25,95’e ulaşmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’de tahsil edilen vergi gelirlerinin 2010’lu yıllardan bu yana GSYH içerisindeki payının yaklaşık olarak %25 olduğu ortadadır. Ancak Almanya, İngiltere ve Hollanda’nın vergi gelirlerinin GSYH içerisinden aldığı payın Türkiye’den çok fazla olduğu görülmektedir. Ülkemizde %25 oranında seyreden rakamın bu 3 ülkede %35 civarında değişiklik göstermektedir. Bu noktadan hareketle, vergi gelirlerimizin GSYH içerisindeki payının Avrupa ülkelerinde çok aşağıda olduğu söylenebilir. Bu durum vergi gelirlerinin tahsilatında yaşanan sorunlar ile açıklanabileceği gibi mukayese edilen ülkelerin GSYH hacimlerinin Türkiye’den daha büyük olması ile de açıklanabilir. Ancak bütçeye yansıyan vergi gelirlerinin GSYH’dan aldığı payın düşük olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ülkeler arasındaki sermaye akımlarının hızlanması, yatırımcılar açısından uluslararası ilişkiler çerçevesinde ele alınması gereken çeşitli meselelere ilişkin mekanizmalarında yaygınlık kazanmasında etkili olmuştur. Bu kapsamda ülkeler arasında imzalanan çifte vergilendirmenin önlenmesi ve yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşmaları önemli birer politika aracı niteliği taşımaktadır. Türkiye, gerek uluslararası yatırımcıların ülkemizdeki yatırımlarını artırmak, gerekse yerli yatırımcıların yurtdışındaki yatırımları için gerekli uygun koşulları temin etmek üzere her iki alanda da aktif yaklaşımla uluslararası ilişkilerini yürütmektedir (Ekonomi Bakanlığı, 2005: 74).

Türkiye’de Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarının Sektörel Bazda Analizi

Bir ülkenin ekonomik performansı reel yatırımların GSYH içindeki payının büyüklüğü ile yakından ilgilidir. Reel yatırımların artması, yeterli kaynakların varlığı ile ilişkili olup ülkede yeterli kaynağın mevcut olabilmesi ise tasarruf hacmine ve bu tasarrufların ne kadarının yatırımlara aktarıldığına bağlıdır (Dalğar, 2007: 8).

Tasarrufların uzun vadeli olması ve kısa vadeli dalgalanmalardan etkilenmemesi için örgütlenmiş kuruluşlar tarafından kullanılmasında yarar bulunmaktadır. Kurumsal yatırımcılar, finansal piyasalardaki manipülatif ve spekülatif hareketlerin önlenmesinde, piyasalarda istikrarın sağlanması ile daha fazla tasarruf eğiliminin oluşması ve fon akışının sağlanmasında önemli bir işlevi yerine getirmektedirler. Bu anlamda kurumsal yatırımcıların gerek ekonomik sistem içerisinde gerekse finansal piyasalardaki rolü oldukça önemlidir.

Türkiye’de bulunan Uluslararası Sermayeli Firma Sayılarının Sektörlere Göre Dağılımı yukarıda yer alan tabloda verilmiştir. Tablo-3’e göre yıllar itibariyle “Toptan ve Perakende, Ticaret” sektörü ile “İmalat Sanayi” sektöründe faaliyet gösteren firmaların önemli bir paya sahip olduğu görülmektedir. Bu iki sektörü ise “Gayrimenkul Kiralama ve İş Faaliyetleri” sektörü takip etmektedir. 2013 yılı sonu itibariyle Toptan ve Perakende, Ticaret sektöründe faaliyet gösteren firma sayısı 12.1362 iken, Ticaret İmalat Sanayi’nde faaliyet gösteren şirket sayısı 5.234’e ulaşmıştır.

Bu rapora göre 2012 yılında 5.479 milyon $ ile sınai sektör firmaları ilk sırada yer alırken, 2013 yılında 5.337 milyon $ ile hizmetler sektörü birinci sıraya yerleşmiştir. 2014 yılının Ocak-Şubat ayların da ise sınai sektör firmaları 973 milyar $ ile tekrar öne geçmiştir. Sınai sektörleri 665 milyon $ ile hizmetler sektörü takip etmektedir. 2014 yılı rakamları sadece iki aylık verileri içerdiğinden tabloda görülen istatistiki bilgiler önemli bir düşüş gibi görünse de dönem sonunda gerçekleşecek rakamların yine sınai ve hizmetler sektörleri arasında paylaşılacağı öngörülebilir.

Türkiye’deki Vergi Rekabeti Uygulamalarının Sektörler Bazında Meydana Getirdiği Oluşumların İncelenmesi

GOÜ’lerin borç krizlerini aşabilmek için kullandıkları en yaygın politika, sermaye yetersizliğini kapatmaya yönelik olarak yabancı sermayeli firmaları ülkelerine çekmektir. Dış ülkelerden borçlanma yerine tercih edilen bu yöntem tek ve ilk başvurulan yol olmamakla birlikte, yabancı girişlerinin ülkeye sağladığı sermayenin yanı sıra, teknoloji, istihdam, bilgi ve benzeri unsurların da önemli etkisi vardır.

Türkiye de DYY’lerin ekonomik büyüme ve kalkınmaya sağladığı etkiler nedeniyle yabancı sermaye yatırımlarını ekonomik hedeflere ulaşmak üzere bir araç olarak görmektedir. Aynı zamanda vergi oranı ile vergisel teşvikler gibi değişkenler de DYY girişleri açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye’deki söz konusu göstergelerin DYY girişleri üzerindeki etkilerinin incelenmesi açısından DYY’nın sektörel ve bölgesel dağılımları ile fiili girişleri ayrıca önem taşımaktadır.

1980 ve 1990 yıllarında sektörel bazda verilen firma sayılarına baktığımızda, imalat sanayi sektöründe faaliyet gösteren yabancı sermayeli firmaların ilk sırada yer aldığını görmekteyiz. Tarım, avcılık, ormancılık ve balıkçılık sektörlerinde faaliyet göstermekte olan firma sayıları ise, o dönemde faaliyette bulunulan sektörler içerisinde dikkat çekecek oranda düşüktür. Uzun yıllar boyunca tarım ülkesi olma özelliğiyle ön plana çıkan bir ülke olarak, grafikte yer alan verilerin diğer sektörlere göre oldukça düşük olduğu gözlenmektedir.

2000 yılında imalat sanayinde faaliyet gösteren yabancı sermayeli firma sayıları 95 iken 2001-2002 yıllarında düşüş göstermiş, bu düşüş 2003 yılında firma sayısının 264 gibi yüksek bir rakama ulaşması ile sonlanmıştır. Çok dikkat çekici bir oranda artış gösteren firma sayıları, aynı şekilde tarım, avcılık, ormancılık ve balıkçılık sektörlerinde önemli bir gelişme kaydetmiştir. 2000’li yılların başından bu döneme kadar %30 oranında seyreden KV’nin bu değişiklikte önemli bir payı olmadığı görülmektedir.

Ancak, 2006 yılında KV oranının %20’ye çekilmesi ile birlikte imalat, madencilik ve taşocakçılığı sektörlerinde göze çarpan artışların, vergi politikasında izlenen teşviklerin etkisi altında olduğu söylenebilir. 2007 yılında sanayi sektörüne sermaye akışının önemli gelişmeler kaydettiği, bu sektörü diğer sektörlerde gözlenen belirgin artışın takip ettiği görülmektedir.

28.02.2009 tarihinde yayımlanan 5838 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 5479 sayılı Kanunla kaldırılan yatırım indiriminin yerine Yeni Teşvik Kanunu uygulanmaya başlanmış, bölgelere göre belirlenen yatırıma katkı oranları ve indirimli Kurumlar Vergisi oranları, bölgesel ve sektörel yatırımlar ile büyük yatırımlar, sistemin temelini oluşturmuştur.

Bu yeniliğin yürürlüğe girmesi ile birlikte yine imalat sektörü girişlerinde artarak artan bir seyir görülmektedir. Çünkü yeni teşvik sistemi özellikle stratejik yatırımları ve büyük sermayeli yatırımları destekleyerek, Türkiye’de faaliyet göstermesi olası firmaların ülkeye giriş yapmasına imkan sağlamaktadır.

Sonuç

Globalleşen ekonomik sistemle birlikte, sermaye yetersizliğini ve kamu borç stoklarını finanse etmeyi başaramayan ülkeler bu açıkları yabancı sermaye yatırımları ile gidermeye çalışmaktadırlar. Ülkelerin kalkınma koşullarından en önemlisi yeterli düzeyde sermaye birikimine sahip olmasıdır. Yeterli sermayeye sahip olmayan ülkeler, ülkesel birikimler, dış ticaret yoluyla döviz girişi ya da yabancı sermaye girişleri yoluyla kaynak sağlarlar. Yatırımı çeken ülkeler belirtilen nedenlerden dolayı yabancı sermaye girişlerine sıcak baksalar da, yatırım yapan ülkeler açısından yatırım kararını etkileyen faktörlerin önemi büyüktür. Piyasaya giriş kolaylığı, düşük maliyetli iş gücünün varlığı, alt yapı hizmetleri, yabancı sermayeli firmalara uygulanmakta olan hukuk sistemi ve en önemlisi de politik ve ekonomik istikrarın varlığı gibi etkenler yatırım yapılacak ülkenin belirlenmesinde sıralanabilecek değişkenlerdendir. Birçok belirleyici değişken olması ile birlikte bu çalışma da ekonomik değişkenlerden biri olan vergi teşviklerinin ülkeye çekilmek istenen yatırımlara olan etkisi ele alınmıştır. Gelir üzerinde tahsil edilen Kurumlar Vergisinin ülkemizde teşvik aracı olarak kullanıldığı dönemlere dair değerlendirmeler yapılmış, özellikle 1980 yılından günümüze kadar uygulanan Kurumlar Vergisi oranında yapılan düzenlemelerin yabancı sermayeli şirketleri ülkemize çekmekteki başarısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylece vergi politikalarının yabancı sermaye yatımlarının ülkeye yapılan girişlerdeki işlerliği belirlenmeye çalışılmıştır.

Özellikle 1980’den itibaren ekonomiler bir yandan dışa açılırken diğer yandan da birbirleriyle daha çok bütünleşmişlerdir. Herhangi bir ülkede yapılan vergi politika değişikliklerinden diğer ülkeler de etkilendiği için artık ülkeler kendi iç dinamiklerine göre politikalar belirleyememektedirler. Bu durumun, en önemli göstergelerinden biri yabancı sermaye yatırımcılarının ülkeler arasında gerçekleştirdikleri hareketliliklerdir. Çünkü DYY’ler yüksek vergili ülkelerden daha düşük vergi uygulayan ülkelere kaçış eğilimindedirler. Ülkenin vergi oranlarında gerçekleşen artış, DYY için vergi yükü oluşturacağından, bazı yatırımcıların ülkeden çıkış yapmasına neden olacaktır. Bu nedenle de ülkelerin vergi politikalarını belirlemekte izledikleri stratejilerin diğer ülkelerden bağımsız olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Bu anlamda vergi rekabetine ilişkin politikalarının genel nitelikte sorun oluşturduğunu, ülkesel gelir kaybına bağlı olarak küresel vergi kazanç ve kayıplarını dolaylı olarak etkilediği bir gerçektir.

Ülkemizde, 24 Ocak kararları ile başlayan süreç yabancı sermaye açısından etkisini göstermiş, 1994 yılına kadar ülkemize giriş yapan yabancı sermaye miktarında istenilen düzeyde olmamakla birlikte artış olmuştur. 5 Nisan 1994 kararları ileTürk parasına yapılan devalüasyon TL’yi diğer ülke paraları karşısında aşındırmış, faiz oranlarında önemli artışlar olmuş, enflasyon oranı 3 haneli rakamlara kadar ulaşmıştır. Ekonomik istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bu durum yabancı sermayeli firma girişlerinin azalmasına neden olmuştur. Ayrıca, 1997 Asya krizi tüm dünya ülkelerini etkilemiş, Türkiye’den de yabancı sermaye çıkışlarına neden olmuştur. 2000’li yıllara gelindiğinde çok daha iyi bir tablo ile karşılaşmaktayız. Ancak 2001 yılında ülkemizde yaşanan kriz ile birlikte ekonomi de beklenmedik ölçüde bir daralma yaşanmıştır. Ekonominin bozulduğu ve istikrardan uzaklaşıldığı bu dönemde Kurumlar Vergisi %30 olarak gerçekleştirilmiştir. Ancak diğer etkenlerinde büyük önem taşıdığı yabancı sermaye girişlerinde, ekonomik krizin etkisi ile azalış yaşanmıştır. 2003 yılı sonrası verileri incelendiğinde DYY’lerin ülkemize yapmış olduğu girişlerde yükselen bir trendin tekrar yakalandığı görülmektedir. Bu durumu 2003 yılında yabancı sermayeyi çekmek için yapılan mevzuat düzenlemesinin başarısı ile açıklayabiliriz. Yabancı sermaye mevzuatı ile birlikte yürütülen vergi rekabeti politikası da etkili olmuş, 2006 yılında KV oranının %30’dan %20’ye çekilmesi ile DYY girişlerinde artış gözlenmiştir. Ancak 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz tüm ülkeleri etkisi altına almış, çokuluslu şirketlerin bir kısmı ülkemizden çıkış yaparak kendi ülke ekonomilerinin sermaye açıklarını gidermişlerdir.

Çalışmamızda, Ülkemizde faaliyet gösteren yabancı sermayeli firmaların sektörel dağılımına yer verilmiştir. Sektörel bazda yapılan ekonomik analizde önemli ekonomik olayların yaşandığı yıllar dışında, vergi rekabetinin uygulandığı yıllar itibariyle yabancı sermaye girişlerinin, her yıl artarak artan bir seyir izlediği ve özellikle imalat sanayi sektöründe dikkat çekici rakamlara ulaşıldığı görülmüştür. Doğal ve yer altı kaynakları ile öne çıkan ve tarım ülkesi olma özelliği sürekli vurgulanan Türkiye için, tarım ile madencilik sektöründe görülen DYY oranlarının imalat sanayinin oldukça gerisinde kaldığı da görülmektedir. Yani DYY’lerin özellikle üretime yönelik sektörlerde yatırım yaptığı görülmektedir. Bu durumun çeşitli nedenleri olabileceği gibi, yatırım yaptığı ülkeden çıkışı durumunda daha ekonomik ve vergisel anlamda daha avantajlı bölgelere doğru yönelme kolaylığı da başlıca nedenler arasında değerlendirilebilir.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, kalkınma süreçlerini hızlandırabilmek amacıyla gelişmiş ülkelerin sermaye ve teknoloji birikimini kullanarak, kendilerine yatırım olarak çekmek zorundadırlar. Bunun da en önemli koşulunun ekonomik ve siyasal istikrarı sağlayarak, hukuk sistemini etkin bir biçimde işlemesini sağlamak olduğu açıktır. Böylece ülkeye çekilmeye çalışılan yabancı sermayeli firmalara gerekli güven ortamı yaratılmış olacaktır. Çünkü çokuluslu şirketler yatırım kararı alırken yatırımın karlılığını değerlendirmenin dışında, o ülkede karşılaşabilecekleri riskleri de çok iyi analiz etmektedirler. Bu ortamın sağlandığı ülkelerin yatırım çekebilmek için kullanacakları en iyi politika aracı ise vergi rekabetidir. Vergi rekabeti ile vergi oranlarında yapılan indirimler, yatırım yapan ülke açısından vergisel yükü düşürmekte, firma kar paylarını arttırmaktadır. Bu nedenle uygulanacak vergi rekabeti politikaları da küresel anlamda Türkiye’nin yabancı sermaye yatırımlardan alacağı payı büyük oranda belirlemektedir.

Yapılan ekonomik analizde Türkiye’de 1980 yılı sonrasında gerçekleşen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının yabancı ülkelerle karşılaştırıldığında yetersiz görülse de Türkiye’nin daha fazla vergi rekabeti uygulayarak daha çok yabancı sermaye çekme potansiyeli taşıdığını göstermektedir. Ancak bu potansiyelin vergi tabanını koruyacak ve ülke vatandaşlarına düşen vergi yükünde değişiklik yaratmayacak şekilde düzenlenerek en etkin biçimde uygulanması önem arz etmektedir.

Referanslar

[1] Armağan, R., (2007), “Türkiye’de Gelir ve Kurumlar Vergisi Oranlarında İndirimin Vergi Gelirleri Üzerinde Etkileri”, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt: 12, Sayı: 3, Isparta.

[2] Atılgan, H., (2004), “Vergilemenin Ekonomik Büyüme Üzerindeki Etkileri: Türkiye’deki Durumun Analizi”, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Dergisi, Yayın No: 2004/365, Ankara.

[3] Dalğar, H., (2007), “Kurumsal Yatırımcılar Olarak Emeklilik Yatırım Fonları ve Performanslarının Değerlendirilmesi”, Türkiye Bankalar Birliği Yayınları, Yayın No: 249, İstanbul. 

[4]Eyüpgiller, S.S., (2002), “Uluslararası Zarar Verici Vergi Rekabeti ve Vergi Cennetleri”, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara.

[5]Giray, F., (2005), “Küreselleşme Sürecinde Vergi Rekabeti ve Boyutları”, Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 9, Antalya.

[6]Gulg, E. & Zodrow, R.G., (2004), “International Tax Competition and Tax Incentives in Developing Countries”, In The Challenges of Tax Reform In A Global Economy, Edited By James Alm, Jorge Martinez-Vasquez and Mark Rider, Springer. 

[7] Güngör, G. & Aydın, A., (2011), “Küreselleşmenin Türk Vergi Politikaları Üzerine Etkisinin 1980 Sonrası Analizi”, Ekonomi Bilimleri Dergisi, Cilt: 3, No: 2, SOBIAD, İzmir.  

[8]Hartman, G.D., (1982), Tax Policy and Foreign Direct Investment In The United States”, National Bureau of Econonmic Research (NBER), Working Paper Series, Working Paper No: 967, August-1982, Cambridge. 

[9]Kargı, V. & Özuğurlu, Y., (2007), “Türkiye’de Küreselleşmenin Vergi Politikaları Üzerine Etkileri: 1980-2005 Dönemi”, Celal Bayar Üniversitesi, Yönetim ve Ekonomi Dergisi, Cilt: 14, Sayı:1, Manisa.

[10]Kılıçarslan, H., (2005), “Avrupa Birliği’nde Vergi Rekabeti ve Türkiye”, İktisadi Araştırmalar Vakfı Yayını, Ünal Aysal Tez Değerlendirme Yarışması, İstanbul.

[11]Susam, N. & Oktayer, N., (2012), “Küresel Dönemde Vergileme Dönüşüm ve Türkiye’ye Yansımaları - Vergi Rekabetinin Türkiye Üzerindeki Yansımaları”, Derleyen: Ayşegül Yakar Önal ve Sezai Temelli, Beta Basım Yayın, İstanbul.

[12]T.C. Ekonomi Bakanlığı, (2001), “2001 Yılı Raporu”, Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü, http://www.ekonomi.gov.tr/upload/fa8852ef-d8d3-8566-45207fld21404bac/2001_rapor.pdf, Erişim Tarihi:14.08.2012, Ankara.

[13] T.C. Ekonomi Bakanlığı, (2005), “Uluslararası Doğrudan Yabancı Yatırımlar 2005 Yılı Raporu”, Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü, http://www.ekonomi.gov.tr/upload/f9ef6aed-d8d3-8566-4520f4e2b80e4eb4/2005_Rapor. pdf, Erişim Tarihi: 21.09.2012, Ankara.

 [14] T.C. Ekonomi Bakanlığı, (2012), “Yatırım Teşvik İstatistikleri”, Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü, http://www.ekonomi.gov.tr/index.cfm?sayfa=EE7EE7B1-D8D3-8566-45201CE77E5F0FDD, Erişim Tarihi: 27.11.2012, Ankara.

[15] T.C. Ekonomi Bakanlığı, (2013), “Uluslararası Doğrudan Yatırım Raporları, Ekim-2013”, Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü, http://www.ekonomi.gov.tr/index.cfm?sayfa=EFE25C9F-D8D3-8566-4520E25B804C70E2, Erişim Tarihi: 28.10.2013, Ankara.

[16] T.C. Ekonomi Bakanlığı, (2014), “Ekonomik Görünüm - Nisan 2014”, Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü, http://www.ekonomi.gov.tr/index.cfm?sayfa=EF9E6B78-D8D3-8566-4520B75308F4457B, Erişim Tarihi: 02.07.2014, Ankara.

[17] T.C. Maliye Bakanlığı, (2012), “OECD Verileri - Uluslararası Raporlar”, Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü,, http://www.gep.gov.tr/Web/RUluslarTR.aspx?prmts=211, Erişim Tarihi:03.09.2012, Ankara.

[18]Turan, T., (2008), “Maliye Politikası Araçlarının Ekonomik Büyüme Üzerindeki Etkileri: Bir Literatür İncelemesi”, Sayıştay Dergisi, Nisan-Haziran 2008, Sayı: 69, Ankara.

Öznur MERT

Yaşar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü

Makalenin dijital halini 205.Sayı dan inceleyebilirsiniz. http://www.plastik-ambalaj.com/_dijitaldergi/sayi205/